BLOGUMA HOSGELDINIZ



ANA SAYFAYA DÖN SIK KULLANILANLARA EKLE AÇILIŞ SAYFASI YAP



Hakkımda

hobi,şiir,örgü,dantel.
Image Hosted by ImageShack.us

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Image Hosted by ImageShack.us

Kategoriler


Image Hosted by ImageShack.us

Favorilerim


Image Hosted by ImageShack.us

Arkadaşlarım

sehrazatla

serhobi2

dantelce1

dantelce2


 



 

 

Bir anda solsada gençlik
Sonun olsada şehitlik
Senin için önce vatan gelir
İşte buna denir askerlik

Göz dikenin gözünü oyarım
Bu yala ben canımı koyarım
Benim adım Mehmet´tir Mehmet
İşte ben bunun için varım

İte,puşta boyun eğermi mehmet
Gözünde yoktur ne şan nede şöhret
Vatanı için göğsünü eder set
Esir olsada etmez namerde minnet

Silinmez dağların hep vardır sisi,pusu
Elinde tutar düşürmez silahıdır namusu
Uyanıktır,uyumaz gelsede uykusu
Her zaman ve heryerde hep vardır bir Mehmet

Varmıdır düntyada böyla şanlı bir ad
Hangi millette var ondaki ecdat
Rahat uyu şehidim gözünü kapat
Teslim aldı bayrağı kardeşin Mehmet

Şehit olursam ağlama anam,ne olsu sabret
Sizleri ediyorum Allaha emanet
Öpemezsem ellerini hakkını helal et
Türk doğdum Türk ölürüm benim adım Mehmet

    

 

  Mazluma kalkan olur, yapar yardımı,
Gözünden yaşlar düşer, hüzün sardı mı,
Kalplerde tarih yazar, her bir adımı,
Dağlarda bayrak açar, bizim komando...

Sınırlar kale olmuş, Mehmetçik gurur,
Gözünü kırpmaz gece, öylece durur,
Santim şaşmaz hedefi, alnından vurur,
Dağlarda destan yazar, bizim komando...

Onlar orda oldukça, yaşanmaz zulüm,
Barış salar dört yana, yeşerir çölüm,
Yurduma güvendir o, düşmana ölüm,
Dağlarda mezar kazar, bizim komando...

Kayadan yatak yapar, taşlardan yastık,
Sırtından sızan terdir, ekmeğe katık,
Silahlar kuşandı mı, tutulmaz
Dağlarda barış saçar, bizim komando

 

    

 

  

         

 


Allah allah oldu ilk sözlerimiz
Düşman tanımadı öfkelerimiz
Bayrak ezan idi simgelerimiz
Bu vatan kolayca vatan olmadı..

 


Şehadete koştu milyonlarca can
Toprakla buluştu gönülde iman
Uğrunda oldular uğrunda kurban
Bu vatan kolayca vatan olmadı..


O yüce resul de şöyle seslendi
Vatan sevgisi de imandan dedi
Ecdadım vatanı namusu bildi
Bu vatan kolayca vatan olmadı.. 

 


Haktan armağandır armağan sana
Canından aziz bil sahip çık ona
Bu sözü küpe yap tak kulağına
Bu vatan kolayca vatan olmadı..

 

 

           

Gayrı anlatılmaz bu savaş bence
Dağ taş konuşmuştu kendi dilince
Hücum diye bir ses duydum ilk önce
Sonra allah allah dedi mehmedim

Ne ana ne sıla ne yar hayali
Bir gör mehmetteki kükremiş hali
Kırpmadı gözünü yağmur misali
Mermi yedi havan yedi mehmedim
Can askerim

Öyle bire ihlas öyle imanki
Secde eder cümle can ve bitki
Bir temmuz akşamı allah şahitki
Şaha kalkmış vatan idi mehmedim

Bu akşpam yıldızlar saramış gibi
Tepeler titreşir hava kış gibi
Bir dağın sırtında dağ varmış gibi
Omuzlamış bir mehmedi mehmedim
Can askerim



 

 

 

 

30/8/2009 - ÇOK GÜZEL..............

Kategori: siir


Image Hosted by ImageShack.us

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı





23/7/2009 - Mustafa Kemalin Askerinden Mektup....‏

Kategori: netten yazilar

 Sayın, P.Kıd.Üstğ.Bülent Demir
Şahin J.Bölük Komutanı Cizre/Şırnak

Zıpkın gibi genç bir asteğmendim, hatırlarsınız komutanım..

Gönüllü olarak güneydoğu da görev yapmak isteyen..


Madem vatan tehlikedeydi, madem milletimizin birliğine bütünlüğüne karşı hain terör tehdidi vardı, biz vatan evlatlarına düşen şey, kanımız canımız pahasına bu memleketi, bu toprakları savunmaktı..
Bize öğretilen buydu.... Önce ailede, sonra okulda, sonra kitaplarda.. Yüreğimize işlemişti.. Ne yapacaktık yani... Torpil bulup batıda anakuzusu misali askerlik mi.. Eksik olsun.. Uzak olsun...
Bu duygularla görev için emrinize giren yüzlerce asteğmenden biriydim....
Beni hatırlarsınız.. Hatta beni çok iyi hatırlarsınız... Helallik isteyip de alamadığınız kaç astınız olmuştur ki...
Komutanız altındaki Erdem Sınır Karakoluna Destek Timi Komutanı olarak geldiğim günü hatırlıyorum..
Karakoldaki en yüksek rütbeli ben olduğum için tüm sorumluluk da dolayısıyla bana aitti..
Daha ilk günümde karakoldaki bazı askerlerin giyiminin diğerlerinden farklı olduğunu gördüm.. 3-5 kişi kadarlardı.. Diğer tüm askerler hücum yeleği ve postal yani tüm gün giyimi zorunlu kıyafetlerle dolaşırken bu 3-5 i her ne hikmetse yeleksiz ve terlikle dolaşıyordu.. Önceleri onları hasta veya istirahatli sandım.. ama istirahatli adam dışarda turist ömer misali dolaşmaz.. yatağında veya bölük revirinde olur.. sonra nöbetçi çavuşu çağırdım ve bu durumu sordum.. verdiği cevaba inanamadım...
- Komutanım dedi bana... o askerler imam hatip mezunu....!!!
- Eeee....yani...?
- Komutanım.. o askerlerin gündüz nöbete veya gece pusuya isimleri yazılmaz...!!!
- Eeee...peki ne yaparlar burada..?
- .............................
- Oğlum cevap versene... ne demek görev yazılmaz.. kim yazmaz... kim yazdırmaz...?
- Komutanım... Bölük komutanımız.. ( hık mık ile karışık) ..............

Tahminleriniz üzere aynı gece bu vatan evlatlarına da aynı diğer askerler gibi pusu görevi tarafımdan karakol defterine de kaydı düşülmek suretiyle yazılmıştır....
Senmisin yazan... Heralde vahiy! yoluyla olacak, haber alıp daha pusu timi çıkmadan bir baktım bölük komutanı olarak araca atlamış karakola gelmiştiniz.. Ben aracı kapıda karşılayarak,
- Astğm. Ayhan...........Vukuatım yoktur komutanım... demiştim... (ama vukuatım varmış.. haberim yokmuş..)

Vukuatım şuymuş... bu arkadaşlar, yani İmam Hatip mezunu olan askerler Kur'an-ı hatim ettikleri için mübarek (sizin tabirinizle) insanlarmış..
Yani onları korumalı, gözetmeli imişim... bu da nasıl olacak asker ocağında... görev vermemek suretiyle olsa gerek...
Lafın özü 40 dereden dolaşan lafların özeti bu... Ayhan Asteğmen ne desin.... adam komutan karşısında... e dağbaşı burası... üst komutan bulup derdini anlatacak hali mi var...

- Emredersiniz Komutanım... Yazılı emrinize müteakip bu askerlere görev yazılmayacaktır....!!!!
Gözlerime bakmıştınız komutanım.. bakışmıştık bir müddet... beni mi tartmıştınız, sözlerimi mi.... yoksa kararlı olup olmadığımı mı aradınız gözlerimde bilemiyorum...
Sonra gittiniz, hiçbir şey demeden.... birdaha da yıldızımız barışmadı sizinle.... olur olmaz bir sürü saçma sapan sebeplerden fırça attınız ilerki günlerde... Ama o yazılı emriniz bir türlü bana ulaşmadı komutanım.. ve Ayhan asteğmen diğer askerlere nasıl davrandıysa o mübarek dediklerinize de öyle davrandı...
O Mehmetlerin hepsi mübarektir komutanım.. Vatan savunması da öyledir... Mübarek iştir... Mübarek insanlar yapar...
Takva kulların kendi aralarında bir üstünlük ölçüsü değildir komutanım... Allah ile kulları arasında bir ölçüdür..
Siz gittikten sonra pusu ve karakol emniyet timlerini çıkarırken o Mehmetlerin gözlerini görmenizi isterdim komutanım.. Bana bir farklı baktılar o akşam.. sanki korkmadan bölük komutanına karşı kafa tutmuş ve örtülü emrini dinlememiş, ama doğru olanı yapmışım gibi... görmeliydiniz o gözleri....

Geçti aradan 15 sene... nerden mi aklıma geldi şimdi durduk yere... yok canım ne durduk yerdesi...
Bir baktım dün Habertürk de Fatih Altaylı'ya konuk olmuşunuz komutanım.. hüseyin üzmez'in avukatı olarak....
Yüzünüz biraz değişmiş ama ses tonunuz ve vurgulamalarınız aynı hala.... Bırakmışsınız yüzbaşı rütbesindeyken... ya da zorunda kalmışsınızdır... bilmiyorum.... Kul hakkı nedir çok iyi bilirsiniz komutanım.. Öbür tarafa üzerinde kul hakkıyla gitmek.. O kadar hassassınız ki o konuda asker-subay tüm astlarınızın yanına terhis gününden bir gece önce gider ve ısrarla helallik isterdiniz... vermemek ne mümkün... komutansınız....

Bilemem, sadece bu garip Ayhan asteğmenden mi alamadınız.. ya da bir başkaları daha oldu mu...
Söylermisiniz komutanım... vatan savunması için Anadolu'dan kopup gelen vatan evlatları geldiği yerde aynı kendi gibi olanların kayrıldığını görünce ne der, ne düşünür... onun yerine de göreve gitmesi, pusuya gitmesi, çatışmaya girmesi doğrumudur.. biri turist Ömer misali dolaşırken, çayını sigarasını tüttürürken, diğerinin tüm geceyi eli tetikte arazide mevzilenerek geçirmesi hak mıdır... Allahtan reva mıdır... bu kul hakkı değil ise nedir...
Bilmem içinizde ukde kalmışmıdır bu dik kafalı asteğmenden helallik alamamak... Siz o haksız yere ayrım yaptığınız Mehmetlerden helallik alsanız da ben etmiyorum..
Etmiyorum...çünkü vukuatınız var...
Ben vatana helal etmişim zaten, size ne hacet...

P.Astğm.Tahsin Ayhan
241.Dönem
Mustafa Kemalin Askeri....
not: Bu yazıyı hangi arkadaşım sayfasına alır yayınlar ve anasayfada
yayınlattırırsa mutlu olurum.
içimizden biri


Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı




17/6/2009 - TÜRKİYE CUMHURİYETİ YALNIZ İKİ ŞEYE GÜVENİR‏

Kategori: netten yazilar


 


- TÜRKİYE CUMHURİYETİ YALNIZ İKİ ŞEYE GÜVENİR:
 Bir MİLLET KARARI... Diğeri en elim ve en müşgül şerait içinde dünyanın bihakkın kesb-i liyakat eden ORDUMUZUN KAHRAMANLIĞI!..
(22.2.1924)
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK
***************************
 
Bu ifade bir ŞOK yaratmış olabilir...
 
Ama hakikatin tam ifadesidir...
 
TÜRK MİLLETİ, ATİLLA zamanından beri bir ORDU MİLLET'tir.
 
O dönemde GÖÇEBE OLAN HUN TÜRKLERİ
arabalarla bir yerden başka diyara giderler;
 
Erkekler savaşır...
 
Kadınlar yara sarar...
 
Azık hazırlar...
 
Gerektiğinde ÇADIR ŞEHİR'i korurdu.
 
Daha eskilerde SAKALAR ve ETRÜSKLER döneminde de TÜRKLER bir ORDU MİLLET idi...
 
HERODOT TARİHİ'ne girmiş olan AMAZON KADIN SAVAŞÇILARI, Amasya bölgesinde yaşıyan SAKA(İSKİT)
TÜRKLERİ'nden başkası değildi!
 
Bu durum OSMANLI döneminde de değişmemiştir...
 
ERZURUM müdafaasında kadınlar da görev almıştı.
 
İSTİKLAL SAVAŞI ise bütün milletin levazım, sıhhiye, posta eri gibi görev yapmasıyla kazanılmıştır.
 
Bakın, Şevket Süreyya bu ORDU MİLLET konusunda ne diyor:
 
-"Biz bir ORDU MİLLET'iz!..
 
Tarihte kurduğumuz devletler nizamına da aslında seyyar birer ORDU olan aşiret nizamından geldik. OSMANLI DEVLETİ'nin yapısında
ORDU nizamı,
 bu devletin dayandığı başlıca üç kuvvetin birincisi ve en güçlüsü oldu."
  
"Biz de ORDU varsa MİLLET oldu.
 
MİLLET ORDU'sunu kaybedince, ya COĞRAFYA sahnesinden silindi, yahut ta gevşedi soysuzlaştı...
 
Bizde eski toprak kanunları bile ORDU nizamına bağlanmıştı."
 
Halbuki her millet ORDU MİLLET değildir.
 
Mesela Anglo-Saksonlar, İsveç, Norveçler, İtalyanlar...
 
İngiliz Tarihi, kralın ordu kurmaması ve milleti ordulaştırmaması için asillerin kralla asırlarca süren mücadelesinden ibarettir.
 
"Bizim tarihimizin ise en karışık, en bahtsız zamanları,
ORDU'nun bozulduğu, otoritenin disiplinin gevşediği zamanlardır...
 
TÜRKİYE'nin sosyal yapısı böyle devam edip yeni sosyal güçler üstün kudretler haline gelinceye kadar da bu böyle sürüp gidecektir."
(2. Adam, 1.Cilt sf. 33-34)
 
Dünyada TÜRKLER'den başka ASKER MİLLET yoktur!..
 
Son 50 yılda İsrail bu yönde bir adım atmış ve epey başarılı olmuştur.
 
Ayakta kalmasını buna borçludur...
 
Bir de milletini TOPYEKUN SAVUNMA'ya hazırlıyan İSVİÇRE vardır.
 
İSVİÇRE hep dağları, kayak merkezleri, saatleri, çukulataları ile "şirin" bir ülke olarak tanıtılır...
 
Halbuki bu ülke HIRİSTİYAN DÜNYASI'nın "kalın barsağı"dır!..

 
Çünkü sözüm ona İSVİÇRE "tarafsız"dır...
 
Aslında İSVİÇRE, kendisine hiç bir şekilde karışılmasın diye;
 
Ne BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TEŞKİLATI'na...
 
Ne AVRUPA BİRLİĞİ'ne...
 
Ne de başka bir ittifaka dahildir!..
 
İSVİÇRE aynı zamanda dünyanın "para merkezi"dir.
 
Bu şöhretini, ve tabii servetini
 "banka hesaplarının sahibini açıklamamak"la, ve parayı ancak
 "yatıranın istediğine ödeme"
taahhüdü ile yapmıştır.
 
Çok masum gibi görünen bu ifade, aslında
 "Çalın, çırpın, getirip bana yatırın,
sizden başka kimseye vermem" demektir!..
 
Böylece bütün haksız kazançlar, rüşvetler, orada birikir.
 
Üstelik İSVİÇRE bu paraların büyük bir kısmına faiz vermez,
 tam tersine komisyon keser.
 
Çünkü hep "haram para" ile iş görür.
 
İsviçre'nin son ortaya çıkan namussuzluğu,
 halkı açlıktan ölen ZAİRE Devlet Başkanı'nın çaldığı 10 milyar doları bankalarında tutmaktır!..(1996)
 
Filipinli Markos'un, Afrikalı Mabutu'nun,
 Mısır Kralı Faruk'un, daha nicelerinin kendi halkından çalıp getirdikleri hep İsviçre bankalarında saklanmıştır.
 
Yine nazilerin ve onlardan kaçan yahudilerin getirip
 yatırdıkları paraların da "iç edildiği" son günlerde anlaşıldı.
 
HUKUK, İNSAN HAKLARI konusunda attı mı mangalda kül bırakmayan BATILILAR, İSVİÇRE'yi özel bir itinayla korurlar!
 
Dahası var...
 
İSVİÇRE, bu özelliğinden dolayı 2. Dünya Savaşı'nda HİTLER'in işgal etmediği TEK Avrupa ülkesi idi.
 
Yani HİTLER bile hırsızların, uğursuzların parasına dokunmaya korkmuştu!..
 
Bütün bu desteğe rağmen, İSVİÇRE halkına muhtemel bir savaşta BÜTÜN nüfusunu barındıracak ve aylarca besliyecek tarzda sığınıklar hazırlamıştır!.
 
Ayrıca her erkek İsviçre vatandaşı 50 yaşına kadar her yıl iki hafta "tam teçhizat-sıkı talim" askerlik yapmak zorundadır.
 
Üniforması ve silahını evinde muhafaza eder.
 Kadınlar da "sivil savunma" faaliyetinde bulunurlar...
 
Yani İsviçre, insanını bir ORDU MİLLET'e dönüştürmeye çalışmaktadır.
 
E, ne yapsın?..
 
Korku dağları bekliyor!..
 
Hitler yapamadı ama, delinin biri çıkıp
 "bu haksızlıklara son"
 demeye kalkabilir!
 
Bunları niye yazdık?..
 
Çünkü bugün ülkemizde bazı artniyetli kişiler;
 
Sanki "dünya güllük gülistanlık"mış...
 
"Kimse bizimle uğraşmıyor"muş... gibi!..
 
 Askerlik yapmayı kötüliyen, orduya dil uzatan,
hatta erleri komutanlarına karşı kışkırtan ifadeler kullanmaktalar...
 
Ülkeyi bölmek isteyen...
 
Savunmasız insanları acımadan katleden teröristlerle mücadele eden;
 
Asker, jandarma, özel tim, polis gibi hayatını tehlikeye atarak VATAN'ı koruyanları
;
 
Çetecilikle, rüşvetle, işkenceyle suçlıyarak engellemeye çalışıyorlar...
 
Ordunun güçlenmesini sağlıyacak silahların alınmasını, nükleer enerji yatırımlarını "barış, çevre" teraneleri ile durdurma çabası içindeler...
 
Bu da olmazsa, orduyu politikaya çekmeye çalışıyorlar.
 
Amaç bellidir!..
 
TÜRKLER'in DİN'ini, DİL'ini yozlaştırdıktan sonra;
 
En önemli özelliği olan ASKER vasfını ortadan kaldırmaktır!..

 
Buna elbet müsaade edilemez.
 
"Edilmez," diyoruz ama, bizi miskinliğe ittikleri de bir gerçektir...
 
Halbuki ATATÜRK "VATAN MÜDAFAASI'nı savsaklıyan" milletlerin ayakta kalmayı bile başaramıyacağını belirtmiştir.
 
Mesela SİVİL SAVUNMA, yani MİLLET'in her an savaşa hazır olma, felaketlerle topyekün mücadele etme gücü,
 2. Dünya Harbi'nde başladı diye kabul edilir...
 
Bizce ilk örneğini MİLLİ MÜCADELE'de ANADOLU İNSANI vermiştir.
 
Ancak 1960'dan sonra her devlet dairesinde bir Sivil Savunma Sekreterliği veya Uzmanlığı kurulmasına,
 ve bu koltukta emekli bir subayın pineklemesine rağmen, SİVİL SAVUNMA konusunda doğru dürüst bir şey yapılmaz.
 
Kimse bir harp çıktığında nerede çalışacağını, nerede barınacağını, nelere intiyacı olduğunu bilmediği gibi; yangın, zelzele, sel baskını, trafik kazası, terör gibi olaylarda da bir panik, bir kargaşa yaşanır...
 
İzmit-Gölçük-Adapazarı'nda yaşanan deprem felaketi bunun delilidir. (1999)
 
Çünkü insanımız ASKER niteliğini, ORDU DİSİPLİNİ'ni büyük ölçüde kaybetmiştir.
 
Halbuki Japonya son geçirdiği büyük deprem felaketinde (1995) böyle bir SİVİL SAVUNMA anlayışı ile yaralıları kurtarmış, ve en ufak bir yağma olayı olmamıştır...
 
Biz ise aynı yıl Dinar depreminde, İzmir sel felaketinde perişan olduk.
 
Bu konuda mutlaka bir şeyler yapılmalıdır.
 
Askerlik eğitimi sırasında subaylar, astsubaylar, çavuşlar, onbaşılar, hatta erlere mutlaka
SİVİL SAVUNMA ve İLK YARDIM öğretilmelidir...
 
Aynı şekilde polisler ve itfaiye memurları, turizm elemanları bu konuda eğitilmelidir.
 
Okullara konan saçma sapan
 "insan hakları, çevre, turizm," gibi derslerin yerini bu konular almalıdır...
 
Mahalle muhtarları, apartman yöneticileri böyle bir eğitimden geçmeli,
 ellerinin altında bu konular ile ilgili kitapçıklar ile o mahallede oturan bütün doktor, eczacı ve sağlık memurlarının adresleri olmalıdır...
 
Her bölgede kim kimden emir ve direktif alacağını,
 kimlere emir vereceğini bilmelidir...
 
İnsanlar nasıl işyerlerinde amirlerine itaat edip düzenli çalışıyorlarsa,
mahallerinde de SİVİL SAVUNMA yetkililerine uymayı öğrenmelidirler...
 
Avuçiçi kadar İSVİÇRE, hem de asırlardır savaşa girmemişken bunu yapıyorsa;
 
Bizim yapmamamız enayiliktir!..
 
Ülkemiz bırakın savaşı; hemen her yıl sel,
 toprak kayması, zelzele, orman yangını gibi üç-beş büyük tabii felaketle karşı karşıya kalmakta,
can ve mal kaybı yüksek olmaktadır...
 
Ayrıca her gün 10-15 can alan, 20-50 kişinin sakat kalmasına yol açan trafik kazalarını da unutmamak gerekir.
 
TÜRK MİLLETİ en kısa zamanda tekrar her türlü tehlikeye,
felakete ve savaşa direnebilecek, varlığını koruyabilecek DİSİPLİNLİ bir ORDU MİLLET haline gelmelidir...
 
TÜRK, ASKER DOĞAR; ASKER ÖLÜR!
 
Bunu ilk defa dile getiren biz değiliz.
 
Aslında Menderes'in iktidara geldiği 1950 yılında, milletvekili adayı eski Kurmay Yarbay Seyfi Kurtbek yaptığı radyoda konuşmada şöyle demişti:
 
- "MİLLİ SAVUNMA MİLLET'in şerefini, varlığını,
istiklalini korumaktır.
 
MİLLİ SAVUNMA için asker-sivil farkının kaldırılması ve MİLLET'in ORDU'laşması lazımdır!."
 
Seyfi Kurtbek 1952 yılında Milli Savunma Bakanlığı'na getirildi...
 
Ancak nedense Menderes, başta desteklediği bu anlayışı sonradan terketti ve Kurtbek'i görevden aldı...
 
Herhalde bel bağladığı ABD,
yardımı devam ettirmek için bundan vazgeçmesini şart koştu.
 
Öte yandan. kullandığımız
ORDU-DEVLET
 ifadesi ise, daha büyük tartışma uyandıracaktır...
 
Ama biz yine bir gerçeği ifade ettik.
 
TÜRK DEVLETLERİ'nin istisnasız hepsinin bariz özelliği,
 DEVLET TEŞKİLATI'nın bir ORDU gibi DİSİPLİNLİ olması,
en üst kademedelerde ASKER NİTELİKLİ İDARECİLER'in olmasıdır.
 
Hele OSMANLI DEVLETİ tamamen
ORDU üzerine kurulmuş bir devlet idi...
 
Beylerbeyleri, valiler, şehzadeler, hatta padişahlar aynı zamanda ORDU KOMUTANI'dır ve ASKER NİTELİKLİ kişiler olduğu gibi,
TOPRAK dağıtımı da ASKERİ bir anlayışa dayanmaktaydı.
 
MİLLİ MÜCADELE de sivillerin değil, ASKER kişilerin gayreti ile kazanılmış;
 
CUMHURİYET onların sayesinde kurulmuş...
 
Onların müdahaleleriyle ayakta durabilmiştir...
 
Maalesef sivil politikacıların
CUMHURİYET'in
gelişmesine en ufak bir katkıları olmamıştır.
 
Bunun en önemli sebebi, ASKER'in VATAN ve MİLLET için ÖLMEYE HAZIR yetiştirilmesidir!.
 
Son yıllarda başarılı valilerin POLİS kökenli olması, aynı duyguyu taşıyan bir güvenlik teşkilatından gelmelerindendir.
 
Bu sözlerimizle "Bizi TÜMÜYLE askerler idare etsin!
"
 demek istemiyoruz!..
 
Hoş, aslında onların idare ettiği 1960-61, 1971-73, 1980-83 dönemlerinin anarşi, trafik kazası, enflasyon rakamlarına bakılırsa,
sivillerden çok daha başarılı oldukları görülür ya, neyse!..
 
Biz EKONOMİ'nin SİYASET'ten ayrılamıyacağını;
 
SİYASET'in TOPOGRAFYA-STRATEJİ-TAKTİK'ten ayrı düşünülemiyeceğini belirtmek istiyoruz.
 
Bu ifadeler pek kullanılmaz, ASKERİ'dir...
 
Ekseriya "JEO-POLİTİK" denir geçilir...
 
Ama bu tabir dahi "dünyanın askeri açıdan değerlendirilmesi" anlamına gelir!..
 
En yakın örneği IRAK ve BOSNA-HERSEK'tir...
 
Birine BATILILAR akbaba gibi saldırmıştır, petrol olduğu için...
 
Diğerinde de müslümanların ölmesine göz yummuştur...
 
Hem petrol olmadığı, hem de TÜRKİYE'ye darbe indirildiği için!..
 
Çünkü SİYASET'te iki dönem vardır:
 
SAVAŞLAR ve SAVAŞLARA ARA VERİLEN DÖNEMLER!..
 
Asla BARIŞ yoktur!..
 
BARIŞ, düşmanlarını PASİFİZE etmek istiyenlerin uydurmasıdır!..
 
ATATÜRK bunu şöyle ifade eder:
 
 
""-Bugün aradığımız barışın EBEDİ BARIŞ OLACAĞINA İNANMAK, SAFDİLLİK OLUR!..
 
BU O KADAR ÖNEMLİ BİR GERÇEKTİR Kİ, ONDAN BİR AN BİLE GAFLET, MİLLETİN HAYATINI TEHLİKEYE SOKAR!""
 
Bu gerçek anlaşılmadan DEVLET idare edilemez!
 
BARIŞ deseniz bile, bunun GEÇİCİ olduğunu unutmamak gerekir.
 
İşte bu yüzden ABD, Fransa gibi
 "demokratik sivil toplum"
ülkelerinde dahi George Washington, Eisonhower, De Gaulle gibi ASKER KÖKENLİ yöneticiler vardır.
 
Churchil, Lincoln, Kennedy, hatta Bush gibileri de ASKER NİTELİKLİ kişilerdir.
 
Çünkü ABD başkalarının petrolüne,
 madenine EKONOMİ, SİYASET ile değil;
 
ASKERİ GÜCÜ ile el koyar...
 
"Kokakola"sını bile o güce dayanarak satar.
 
Öyleyse her meseleye bir de ASKERİ açıdan bakmak gerekir...
 
Bu yüzden güçlü bir DEVLET'te askerlerin ön planda olması şarttır...
 
Zaten 700 yıldır genlerimize işlemiş olan
 ORDU-DEVLET
anlayışı, sivil politikacıların daima yetersiz, beceriksiz kalmalarına ve hatta hain olmalarına yol açmıştır.
 
Öte yandan TÜRKİYE'nin konumu, hiç bir zaman
SİYASET'in ASKERİ boyutunu gözardı etmesine müsait değildir.
 
Çünkü 1687'den beri, yani 300 küsur yıldır devamlı saldırıya uğramıştır...
 
70 yıllık Cumhuriyet döneminde bile Kore Savaşı, Kıbrıs Harekatı, ve birbirini takip eden
BÜYÜK DEVLETLER'in
,,,,,,,,,,,kışkırttığı Kürtçü isyanlar bizim rahat uyumamızı engellemiştir...
 
TÜRKİYE'nin kendisini BARIŞ REHAVETİ'ne kaptırmasını mazur gösterecek en ufak bir belirti bile yoktur.
 
Bu yüzden her dönemde DEVLET'in üst kademelerinde başarılı emekli askerlerin görev alması, politikacıların hata yapmalarını azaltacak bir unsurdur.
 
TOPOĞRAFYA-STRATEJİ-TAKTİK'ten hiç bir şey anlamıyan...
 
TARİH, EKONOMİ hiç bilmiyen...
 
Hele VATAN İÇİN CANINI VERME konusunda hep sınıfta kalmış politikacıların;
 
ORDU kesiminden gelen ikazlara kulak asmadıkları için yaptıkları hataları, sadece
DİPLOMASI'yle çözmek mümkün değildir!..
 
Hal böyle iken, son zamanlarda bazı ağızlardan hiç eksilmeyen
"sivil toplum, sivilleşmek"
 gibi ifadeler;
 
Eğer bir cahillik sonucu değilse..!
 
Mutlaka bir ihanet göstergesidir.
 
Bir defa Batı dillerinde "sivil toplum" MEDENİ TOPLUM,
 ŞEHİRLEŞMİŞ TOPLUM, BİZİM TOPLUM anlamına gelir!..
 
Hiç bir zaman ÜNİFORMASIZ TOPLUM anlamında kullanılmaz...
 
Öyle olsaydı, Amerika'daki "civil war=iç savaş" orduların savaşı olmazdı!..
 
Aslında bütün dillerde MEDENİYET, ŞEHİR kelimesi birlikte düşünülür...
 
TÜRKÇE'deki "uygar" uydurması dahi!..(Uygur = şehirleşmiş, yerleşik TÜRK boyu)
 
Medeni kelimesi de
 "medine=şehir"den türemiştir.
 
Öyleyse, bu iki kavramı, yani ŞEHİRLEŞMİŞ TOPLUM ile ÜNİFORMASIZ TOPLUM'u birbiriyle karıştırıp ORDU'yu hedef almanın; sanki her koltukta bir asker oturuyormuş gibi,
toplumda herkes üniforma giyiyormuş gibi bir "SİVİLLEŞME" yaygarası koparmanın maksadı başka olsa gerektir!..

 
TÜRK MİLLETİ,
 DİN'inden,
DİL'inden sonra ASKER vasfından da soyutlanmak istenmektedir
!..
 
Böyle bir şey, ancak dünyada bizden başka asker kalmaz ise düşünülebilir!..
 
Ne zamanki düşmanlarımız, ve dost görünüp te bizi arkadan hançerliyen "müttefik"lerimiz askerlikten,
 askeri politikalardan vazgeçerler...
 
Bizden toprak istemekten usanırlar...
 
Anarşiyi körükliyenler akıllanır...
 
TÜRKİYE'deki hainlere silah göndermekten vazgeçerler...
 
Biz de o zaman "sivil"leşiriz!..
 
Eğer şimdi böyle bir şeye kalkarsak, politikacıların değil;
 halkın tabiri ile "sivil" duruma düşeriz, çırıl çıplak ortada kalır, rezil oluruz!..

İşte burada söylediğimizin doğruluğunu görüyoruz.

 
ATATÜRK, TÜRK MİLLETİ'nin kendine, (vekillerine değil!) ve bir de ORDU'suna göveniyor!..
 
Çünkü bu ikisi birbirinden ayrılmaz.
 
Ne yapsalar, ayrılmaz. TÜRK, ASKER MİLLETTİR!..
 
ORDU-MİLLETTİR!..
 
Evladını askere davul-zurnayla gönderir.
 
Askerliğini yapmamış kişiyi erkekten saymaz,
 kız vermez!
 
TÜRK ORDUSU gerçekten MİLLET ile bir düşünür. bir hareket eder.
 
İSTİKLAL Savaşı'nda da öyle yapmıştı.
 
İhtilallerde de öyle olmuştur.
 
Eğer politikacılar engellemeseydi,
TÜRK ORDUSU KIBRIS konusunu ta 1974'de halletmişti!..
 
Eğer politikacılar engellemeseydi,
 bugün Kürtçülük veya irtica diye bir şey olmazdı.

       Özkan BOSTANCI
ozkanbostanci.blogcu.com                     . ALINTIDIR.
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı




11/6/2009 - İZMİR BUCA BELEDİYESİ KADIN AKTİVİTE SERGİSİ...

Kategori: rolyeflerim
ROLYEFLER  HOCAM İYİKİ VARSINIZ HAKINIZ ÖDENMEZ ÇOK SAĞOLUN  BİZE VERDİĞİNİZ EMEKLER İÇİN ÇOK TEŞEKKÜRLER SERPİL HOCAM...





 YEĞENLERİME YAPTIĞM NİŞAN SANDIKLARI DEVAMI GELEÇEK BİTİRDİKÇE YAYINLAYACAĞM.
















NAKIŞLARRRR NASIL AMA .......












TAKILARDAN BİR DEMET.......




YAĞLI BOYA TABLOLAR (VALLAHİ BU SENEKİ ARKADAŞLAR ÇOK MARİFETLİ VE BECERİKLİ)ELLERİNE SAĞLIK  HOALARINADA ÇOK TEŞEKKÜRLER.






İZMİR KONAK MEYDANI










EB

EBRU ÇALIŞMALARI






EV DEKORASYONU KURSU ARKADAŞLARIN YAPTIĞI İŞLERDEN BİR DEMET ARKADAŞLARIN ELLERİNE SAĞLIK.

























Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı




9/6/2009 - Türk Milleti!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!

Kategori: netten yazilar

ONUNCU YIL NUTKU

 

Türk Milleti!
Kurtuluş savaşına başladığımızın 15′inci yılındayız. Bugün cumhuriyetimizin onuncu yılını doldurduğu en büyük bayramdır. Kutlu olsun!
Bu anda büyük Türk milletinin bir ferdi olarak bu kutlu güne kavuşmanın en derin sevinci ve heyecanı içindeyim.
 Yurttaşlarım!
Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, Temeli, Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyetidir.
Bundaki muvaffakiyeti Türk milletinin ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak azimkara ne yürümesine borçluyuz.
 Fakat yaptıklarımızı asla kafi göremeyiz. Çünkü daha çok ve daha büyük işler yapmak mecburiyetinde ve azmindeyiz. Yurdumuzu dünyanın en mamur ve en medeni memleketleri seviyesine çıkaracağız.
 Milletimizi en geniş refah, vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız. Milli kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız. Bunun için, bizce zaman ölçüsü geçmiş asırların gevşetici zihniyetine göre değil,
 asrımızın sürat ve hareket mefhumuna göre düşünülmelidir. Geçen zamana nispetle, daha çok çalışacağız.
Daha az zamanda, daha büyük işler başaracağız. Bunda da muvaffak olacağımıza şüphem yoktur. Çünkü,
Türk milletinin karakteri yüksektir.
Türk milleti çalışkandır.
Türk milleti zekidir.
 Çünkü Türk milleti milli birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Ve çünkü, Türk milletinin yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir.
 Şunu da ehemmiyetle tebarüz ettirmeliyim ki, yüksek bir insan cemiyeti olan Türk milletinin tarihi bir vasfı da, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir.
 Bunun içindir ki, milletimizin yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, fıtri zekasını, ilme bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini, milli birlik duygusunu mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek inkişaf ettirmek milli ülkümüzdür.
 Türk milletine çok yaraşan bu ülkü, onu, bütün beşeriyete hakiki huzurun temini yolunda, kendine düşen medeni vazifeyi yapmakta, muvaffak kılacaktır.

Büyük Türk Milleti,
On beş yıldan beri giriştiğimiz işlerde muvaffakiyet vaadeden çok sözlerimi işittin. Bahtiyarım ki, bu sözlerimin hiçbirinde, milletimin hakkımdaki itimadını sarsacak bir isabetsizliğe uğramadım.
Bugün, aynı iman ve katiyetle söylüyorum ki, milli ülküye, tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk milletinin büyük millet olduğunu, bütün medeni alem, az zamanda bir kere daha tanıyacaktır.
Asla şüphem yoktur ki,
Türklüğün unutulmuş büyük medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki inkişafıyla, atinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş doğacaktır.

Türk Milleti!
Ebediyete akıp giden her on senede, bu büyük millet bayramını daha büyük şereflerle, saadetlerle huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim.

Ne mutlu Türküm diyene!

Ankara, 29 Ekim 1933

YENİ TÜRKÇE

Türk Ulusu!
Kurtuluş Savaşı’na başladığımız 15′inci yılındayız. Bugün cumhuriyetimizin onuncu yılını doldurduğu en büyük bayramdır.

Yurttaşlarım!
Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk Kültürü olan Türkiye Cumhuriyetidir. Bundaki başarıyı, Türk Ulusunun ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak azimle yürümesine borçluyuz. Fakat yaptıklarımızı hiçbir zaman yeterli görmeyiz.
Çünkü daha çok ve daha büyük işler yapmak zorunluluğunda ve azmindeyiz. Yurdumuzu dünyanın en bayındır ve uygar ülkeleri düzeyine çıkaracağız.
 Ulusumuzu en geniş refah araç ve kaynaklarına sahip kılacağız. Ulusal kültürümüzü çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkaracağız. Bunun için, bize zaman ölçüsü geçmiş yüzyılların gevşetici görüşüne göre değil, çağımızın hız ve hareket kavramına göre düşünülmektedir.
 Geçen zamana oranla, daha çok çalışacağız. Bunda da başarılı olacağımıza kuşkum yoktur.
 Çünkü Türk ulusunun karakteri yüksektir. Türk ulusu çalışkandır. Türk Ulusu zekidir. Çünkü Türk Ulusu, ulusal birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir.
Çünkü Türk Ulusunun yürütmekte olduğu yükselme ve uygarlık yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet bilimdir. Şunu da önemle belirtmeliyim ki, yüksek bir insan topluluğu olan Türk Ulusunun tarihsel bir niteliği de, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir.
 Bunun içindir ki ulusumuzun yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, doğuştan zekasını, bilime bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini, ulusal birlik duygusuna ara vermeden ve her türlü araç ve önlemlerle besleyerek geliştirmek ulusal ülkümüzdür.
Türk ulusuna çok yaraşan bu ülkü, onu, bütün insanlığa gerçek huzurun sağlanması yolunda, kendine düşen uygarca vazifeyi yapmakta başarılı kılacaktır.
 Büyük Türk Ulusu! Onbeş yıldan beri, giriştiğimiz işlerde başarı vaat eden çok sözlerimi işittin.
 Mutluyum ki, bu sözlerimin, hiçbirinde, ulusumun, hakkımdaki güvenini sarsacak bir isabetsizliğe uğramadım.
Bugün, aynı inanç ve kesinlikle söylüyorum ki, ulusal ülküye, tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk Ulusunun büyük ulus olduğunu bütün uygar dünya, az zamanda, bir kere daha tanıyacaktır. Hiçbir an kuşkum yoktur ki,
 Türklüğün unutulmuş büyük uygar niteliği ve büyük uygar yeteneği,
 bundan sonra ki gelişmesi ile, geleceğin yüksek uygarlık ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.

Türk Ulusu!

Sonsuzluğa akıp giden her on yılda, bu büyük ulus bayramını daha büyük onurla, mutluluklarla,
huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim.
Ne mutlu Türküm diyene!

29 Ekim 1933

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı




<- Sonraki Sayfa ->




Ziyaretçilerim


Image Hosted by ImageShack.us

Gazeteler


Image Hosted by ImageShack.us

Sinema


Image Hosted by ImageShack.us

İSTEDİĞİN KOD

istediğin kodu ekle

CBOX

buraya cbox kodunu ekle


BLOG DESİNG BY REDBUTTERFLY